2 yaşına giren çocuklar artık bebeklik döneminden çocukluk dönemine geçmenin mutluluğunu ve enerjisini yaşıyorlar. Bu dönemde bakıcının genç, dinamik ve sabırlı olması gerekiyor. Sürekli keşfetme merakında olan çocuklar bitmez tükenmez enerjilerini koşarak, zıplayarak değerlendiriyorlar. Bu süreçte bakıcısı yorgun ve tembelse çocuğu parka veya dışarıya götürmek istemiyor, çocuğun düşmesinden, bir yerinin acımasından tedirgin oluyorsa diğer hareketlerini de kısıtlamaya başlıyor. Çocuğun keşif alanı gittikçe daralıyor, bakıcının ikazları tekrarlandıkça hareketsiz, donuk ve isteksiz çocuklar ortaya çıkıyor. Bir de işin içinde televizyon varsa durumlar daha da kötüleşir. Bakıcı televizyonda kadın programları izlemek ister, çocuğunuz çizgi film. Anne gelmeye yakın televizyon kapatılır, çocukla oyun oynamaya başlanır. İşten yorgun gelen anne çocuğunun sevinç çığlıklarıyla karşılanır ve mutlu olur, minnettarlık hisseder. Ama aslında durgun ve monoton geçen bir günün kapanış çizgisinin mutluluğudur yaşanan. Aradan belli bir süre geçtikten sonra çocuğunuzun arkadaşa ihtiyacı olduğunu hissedersiniz. Oyun parkına gittiğinde çocuklarla hemen iletişime geçilir, oyuncaklar paylaşılır veya koşuşturmalar başlar. O an sanki zaman durmuştur ve saatler geçer, anne ile çocuk arasında gitme-kalma durumu başlar. Anne gitmek için çareler arar çocukta biraz daha oyun oynamak ve kalmak için. Sonunda anne galip gelir ve eve gidilir. Eve gelince babaya oyun parkında yaşananlar ve arkadaşlar anlatılır uzun uzun ve tam anlaşılamayan kelimelerle... O anda çocuğun arkadaşlarıyla brilikteyken çok mutlu olduğu ve daha kolay öğrendiği düşünülerek bir kreş aranmaya başlanır.
Çocuğunuz için uygun bir kreş bulmak en zor işlerden biridir. Her anne babanın uygun kreş seçiminde dikkat ettiği kriterler farklıdır. Bazı ebeveynler dış görünüşe ve reklama önem verir. Lüks olmasına, kreşe gelen çocukların anne babalarının durumlarına ve öğretmenlerin kıyafetlerine göre değerlendirme yaparlar. Bazıları fazla araştırma yapmadan ya evlerine çok yakın bir kreşe verirler ya da yakın tanıdıkları bir komşusu, akrabası varsa onların çocuklarının gittikleri kreşe vermeyi uygun bulurlar. Bunların hepsi kişiye özel bir tercihtir. Fakat hiç birinde çocuk odaklı bir seçenek yoktur. Eleştirilmesi gereken nokta da budur.
Çocuğumuzu kreşe göndermek istiyoruz ama onun ilgi ve ihtiyaçlarına önem vermeden kendimize göre kriterler belirleyip tercihte bulunuyoruz. Çocuk o yaşta onun fikirlerine önem verilmediğini anlıyor. Tamam o yaştaki bir çocuk hangi kreşe gideceğini nasıl anlasın? Onların tercih yapma becerisi yok ki? diye eleştrilerde bulunabilirsiniz. Elbette çocuklarımız bizim anladığımız çoğu şeyi anlayamıyor, bizlerin onları yönlendirmesi gerek. Ama en azından çocuğumuz için kreş seçerken öğretmeninin sevecenliği, samimiyeti, kreşteki diğer çocukların uyumu, hijyenik olması, çocuğa değer verilmesi, çocuğa söz hakkı verilmesi gibi temel kriterlerimiz de olmalı.
Çocuk için en önemli duygulardan biri önemsenmek, sevilmek ve saygı duyulmak. Konuşmalarının dinlenmesi, yere düştüğünde onu saran sıcak bir kucak, mutsuz olduğunu onu neşelendirmeye çalışan arkadaşlar... Çocukların kreşte özellikle 2-4 yaş arasında üçgenleri, farklı kavramları öğrenmek yerine güzel duyguları öğrenmesi ve yaşaması çok daha önemli. Aile ortamına benzer çocukların rahat edebileceği, ilişkilerin samimi ve içten olduğu, temiz ve sağlıklı bir ortam olmalı kreş atmosferi. Çocukların resimlerini kendilerinin yapmalarına izin veren, hata yaptıklarında kızmadan düzeltmelerine yardımcı olan bir öğretmenin, bir arkadaşı üzüldüğünde hep birlikte onu mutlu etmeye çalışan arkadaşlarının olduğu sıcak bir kreş çocuklarımızı geleceğe çok daha sağlıklı hazırlayacaklardır.
Diyelim ki kriterlerimize uygun bir kreş bulduk, bakıcıya bu durumun güzel bir şekilde söylenmesi gerekiyor. Bakıcı bu duruma elbette direnç gösterecektir. Ama çocuğunuzun sosyal bir ortamda gelişmesini istediğinizi belli eder ve bunu güzel bir şekilde ifade ederseniz bakıcınız da anlayış gösterecektir, umuyorum:)) Çocuğunuzun kreşe alışması da bir diğer sorundur. Burada iki önemli tutum var: annenin davranışı ve öğretmenin davranışı. Annenin kararlı bir tavır sergilemesi gerekiyor. Çocuğunu kreşe götürdüğünde ağlayan ve içeri girmek istemeyen bir çocuk annesiyle göz göze gelir ve anne gözleriyle onu çok sevdiğini ve orada onun mutlu olacağını düşündüğünü hissettirmesi gerekir. Kararsız görünen ve endişe duyan bir anne çocuğu tarafından hemen hissedilir ve ağlama tonu tırmanmaya başlar, annesinin kucağına çocuk yapışır ve bırakmak istemez. Bu durumda yapılacak en güzel şey annenin ve öğretmenin birlikte çocukla oynamaya başlamasıdır, çocuk oyun oynadıkça ve annesinin öğretmeniyle iletişim kurduğunu ve ona gülümsediğini gözlemledikçe öğretmene güveni artar. Öğretmen ile çocuk arasında iletişim başladığı anda annenin geri çekilip biraz onların birlikte vakit geçirmesine olanak sağlaması gerekir. Bu durum bazen uzun da sürebilir, her çocuğun olayları yorumlama seviyesi ve duygusal düzeyi farklıdır. Önemli olan sabırla ve sevgiyle bu süreci en sağlıklı bir şekilde atlatmaktır.
Çocuklar kreşe başladıklarında ilk hafta yeni bir yeri keşfetmenin heyecanı ile sorunsuz geçirirler, ikinci hafta biraz durumun farkına varıp annesini denemeye başlarlar acaba ağlasam annemle zaman geçirebilir miyim diye, sınırları yoklamaya çalışırlar, annesinin ve öğretmeninin kararlı tavrı ve samimi sevgisiyle diğer hafta ortama alışmaya çalışır, sonraki haftalarda ise diğer çocuklarla arkadaş olur ve artık kreşe gitmek onun için en büyük amaç haline gelir. Çünkü, orada onu seven öğretmeni ve birlikte oynadığı arkadaşları vardır.
Elbette bakıcı ve kreş sürecini her anne ve çocuğu farklı şekillerde geçirir, bu yazıda kendi yaşantımdan ve gözlemlerimden yola çıkarak yorumlarımı sizlerle paylaşıyorum. Bu süreci farklı yaşayan anneler lütfen bizimle yaşantılarınızı paylaşın.
5 Temmuz 2010 Pazartesi
Bakıcıdan kreşe
4 Mayıs 2010 Salı
kreş için uygun zaman
Günümüzde anneler bebeklerini kreşe vermek konusunda biraz kararsızlar. Bazı anneler evde ben varken neden çocuğumu kreşe göndereyim diye düşünürken, diğer anneler 2 yaşından sonra çocukları için kreş aramaya başlarlar. Çocuğumuzu ne zaman kreşe göndermeliyiz sorusu sürekli annelerin zihnini kurcalar? Aslında bu sorunun cevabı her zaman açık ve kesin değildir. Her çocuğun gelişim özellikleri kendine özeldir. Ayrıca her ailenin tavırları, davranışları ve yaşantıları da birbirinden farklıdır. Her çocuk için farklı yaşlarda kreşe başlayabilir. Benim şahsi görüşüm şu yönde: 0-2 yaş bebeklerin gelişimi için anne ile birlikte olması gerektiği bir dönem. Anne karnında başlayan anne ile bebek arasındaki o muhteşem bağ bu dönemde gelişiyor. Bebek kendini güvende hissediyor ve bu güven daha sonra özgüven olarak ortaya çıkıyor. Kendini güvende hisseden bebek daha huzurlu ve mutlu oluyor. Bebeğinin mutlu olması anneyi de mutlu ediyor ve birbirini pekiştirici bir geribesleme döngüsü içinde mutluluk büyüyor. Bu noktada anneye önemli işler düşüyor. Herşeyden önce anne bebeğine ayırdığı zamanı kaliteli geçirmeye odaklanmalı. Bütün gün bebeğinin yanında olup, televizyon izlemek veya saatlerce temizlik yapmak birlikte zaman geçirmek anlamına gelmiyor. Bebeği ile iletişim halinde olmak, göz teması kurmak, konuşmak, sarılmak, kitap okumak, birlikte müzik dinlemek, dans etmek....yani birlikte vakit geçirmek. Bütün gün evde olan anneler belki ben bütün gün bebeğimle birlikteyim, nasılsa ilgilenirim diye düşünerek bebeği ile geçirmeyi düşündüğü saatleri erteleyebilir. Temizlik, günlük işler, televizyondaki diziler bekleyebilir ama bebeğiniz her an gelişim sürecinde ve yaptığınız her etki onun zihinsel gelişimini etkiliyor.
19 Ocak 2010 Salı
müdahalelere karşı tetikte olmak
Hayatımızda sürekli bir müdahale hissederiz, özgür olmak isteriz aslında ama engellere de karşı çıkamayız. Anne olunca sanki tüm gözler sizin üzerinizdedir. Otobüse binersiniz bazen insanlar yer vermek için yarışır, seni en iyi yere oturtmak için birbirleriyle tartışırlar, bazen de hiç kimse seni görmez sanki sen çocuğuyla otobüse binmiş bir hayaletsindir. Eğer otobüste size kimse yer vermediyse bu sefer ayakta duran insanlar arasında bir tartışma başlar, insanlığın öldüğü ile başlayan tartışma en sonunda sizin erkenden otobüsten inmenizle son bulur. Diyelim ki otobüste o gün oturmak için bir yer buldunuz ama bu sefer de şanssızlık çocuğunuz kalabalıktan bunaldı ve ağlamaya başladı. Ağlamaya başlayan çocukla birlikte etrafta bir hareketlilik başlar, anne olan veya olmayan tüm kadınlar bir şekilde yorum yaparlar. Sonra ortak bir karar alınır, çocuğun emmesi gerekmektedir. Bu karar alındıktan sonra gariban anne için yapılacak iki şey vardır: 1. herkesin içinde emzirmek, 2. otobüsten inmek. Aksi takdirde bu mücadeleci hanımlarla uğraşmak çok zordur. Diyelim ki size istediklerini yaptıramadılar, sinirden kendi aralarında konuşmaya başlarlar ve sizin anneliğe bakış açınız didiklenir.Tek çareniz oradan ayrılmaktır:))
25 Kasım 2009 Çarşamba
annemi özlüyorum
Çalışan anne olmanın en hüzünlü yanı da evden çıkarken arkanızda minik bir tomurcuk bırakmanız. Her an bebeğinizin yanında olmak, onun her davranışını takip etmek, düştüğünde ona sarılmak, sevindiğinde sevincine ortak olmak. Aslında anneler sürekli bebekleriyle birlikte olduklarında bazen bu duygulardan haberdar olamıyorlar. Kendilerini bebek bakımına adayıp ve sürekli birlikte olduklarını düşünüp diğer paylaşımları yadsıyabiliyorlar. Bebek de anneye daha bağımlı oluyor. Her şeyini annesiyle birlikte yapmaya alışıyor.Annesi çalışırken bir müddet annesiyle ayrı kaldığından kendi başına hareket etmeyi öğrenir. Annesini özler, onun gelmesini bekler. Annesini görünce hemen sarılır, o gün yapılanlar kendi diliyle anlatılır. Sonra anneyle ikinci tur oyuna geçilir. Birlikte geçirilmeyen saatlerin acısı oyunla çıkarılır. Sonra baba gelir, babayla üçüncü tur oyuna geçilir. Yorulmak, dinlenmek yoktur ta ki sızıncaya kadar...
10 Şubat 2009 Salı
yürüme arkadaşım
Bebeğimiz büyüdükçe ona karşı davranışlarımız da değişiyor. Yeni sorumluluklar ekleniyor sürekli. Zor ama keyifli sorumluluklar. Yürümek bebek için çok büyük bir yenilik. Yürüme olayında anneler bebeklerine nasıl yardımcı olabilirler? Bence çok önemli bir sorun. Çok ilgi gösterince seni her zaman yanında istiyor ve sen onun yanında olduğunda kendine güvenip ayağa kalkıyor. İlgi göstermeyince ayağa kalkınca dengesini kaybedip düşüyor, kendine güveni azalıyor. Ağlamaya başlayınca da hem anne hem bebek mutsuz oluyor. Peki ne yapmalı? Genelde bebekler belli bir aydan sonra kendi başlarına zaman geçirmekten hoşlanıyorlar ama sürekli değil. Anne ile birlikte ve yalnız başına geçirdiği zamanlar dengeli olmalı. Anne bebeği ile bir müddet ilgilenip, onunla oyun oynar, şarkı söylerse daha sonra onu oyuncakları ile başbaşa bırakabilir. Zaten canı sıkılınca mırıltılar başlar, o zaman bebeğinizin yanına gidip biraz daha vakit geçirirsiniz. Bu sayede kendi işlerinizi yapma fırsatı da bulabilirsiniz.
10 aylık oğlum kanepelerden tutunarak veya yürüme arkadaşı bisikleti ile artık rahatlıkla hareket edebiliyor. Bazen düşüyor tabi ama düştüğünde hemen sarılıp şarkı söylüyoruz, unutup gülümsemeye başlıyor. Bazen ben otururken yanıma geliyor iki elimden tutup beni yürüt diyor sanki. Beraber yürüyoruz, çok mutlu oluyor. Kendi başına bir yere tutunup almak istediği bir oyuncağı eline alınca o kadar çok seviniyor ki, kendine daha fazla güvenip başka eşyaların peşine düşüyor. Bazen kutuları ters çevirip kendine yürüteç yapıyor. Yeni keşifler onu çok heyecanlandırıyor. Hareket edemeyeceği bir noktaya geldiğinde de ağlayarak beni kurtarın diye haykırıyor. Duvardan iki eliyle tutunmuş hiç bir yere gidemiyor ve ellerini de bırakamıyor, bırakınca düşeceğini biliyor. Benim onu kurtarmaya geldiğimi görünce de hemen gülümsemeye çalışıyor.
Yürüme zor ve sabır gerektiren bir süreç ama bir o kadar da eğlenceli. Biz anneler bebeklerimize yürüme yolunda göstereceğimiz şefkatle gelecekte kendine güvenen ve tek başına ayakta durabilen bir nesil yetişmesinde ufak da olsa bir katkımız olacak.
7 Şubat 2009 Cumartesi
küçük mucizeler
Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bir keşif çabası içindeyiz. İlk birkaç yıl bu süreç çok hızlı bir şekilde ilerliyor, sonra okul hayatı, gençlik yılları, iş hayatı, aile hayatı derken keşif çalışmalarımız yerini koşuşturma çabalarına bırakıyor. Bir yerlere yetişme telaşı içinde keşfetme merakımız da azalıyor sanki.
10 aylık bebeğimizi incelediğimde yaptığı her hareketten zevk aldığını görüyorum. Bir nesneye dokunmak, yeni bir sese kulak vermek, yeni gördüğü bir nesnenin tadına bakmak, ayakta durabilmek...o kadar çok ki. Yeni yürüme çabası içinde olan oğlumuz ayakta bir yere tutunarak durabildiğinde, bisikletini iterek evin içinde dolaştığında sanki dünyalar onun oluyor, sürekli bir gülümseme var yüzünde, bir şeyleri başarma mutluluğu. Tek başına ayakta durup istediği yere gidebilmek için haftalardır alıştırma yapıyor. Çok büyük çaba sarfediyor. Halbuki bizler hepimiz yürüyerek istediğimiz her yere gidebiliyoruz, bebekler için bu mücizevi olayın hiç farkında değiliz. Sanki biz yürüyebilmek için hiç bir çaba göstermedik. Hayatımız karmaşıklaştıkca küçük mucizeleri gözden kaçırıyoruz.
İşte annelik bu noktada küçük mucizeleri farkedilme yetisi kazandırıyor. Bebeğinizi gözlemlerken yıllarca önce kaybettiğimiz keşif ruhunu tekrar kazanıyorsunuz:)
15 Ocak 2009 Perşembe
banyo korkusu
Bebeğimizin ilk banyosunu babaannesi yaptırmıştı. Sonra eşimle birlikte yaptırmaya başladık.İkimiz de o kadar acemiydik ki. Babamız oğlumuzu sımsıkı tutuyor ben de vücudunu yıkamaya çalışıyordum. Bebek üşümesin diye bir yandan acele ediyor, bir yandan da sıkıca bebeği tutuyorduk. Bebeğimiz banyo yaparken çok ağlıyordu, o ağladıkça biz daha çok stres oluyorduk. Banyo yaptırmak bizim için kabusa dönüşüyordu, o yüzden haftada bir banyo yaptırıyorduk.
Bir gün ben kardeşlerimle bebeğimizi banyo yaptırmaya çalışırken ağlama seslerini duyan akrabamız Naime yenge olaya el koydu, tek eliyle bebeği çok kısa bir sürede yıkadı, biz de bakakaldık. Sonraki hafta bana biraz güven geldi, tek başıma yıkama kararı aldım. Küvetin içine bebeğin üzerinde yatabileceği fileyi taktım ve bebeğimi yavaşça küvetin içine yerleştirdim. Yavaş yavaş suyu dökmeye çalıştım, birkaç dakikada işimi hallettim, en son başına su döküldüğünde ağladı sadece, ondan sonra da banyoyu sever oldu.
7 aylık olduğunda bir dönem daha banyodan korkar oldu. Küvete su doldurdum, suyun içine ayaklarını soktum ama birden fena halde ağlamaya başladı, ayaklarını bir türlü suya sokmak istemiyordu, su dökülünce de ağlaması şiddetleniyordu. Ben de hemen çıkartmak için sıcak su çeşmesini açıyordum, sanırım su sesinden de korkuyordu. Banyo korkusu yeniden ortaya çıkmıştı ve ben bu sorunun bir an önce çözülmesini istiyordum.
Şimdi bebeğimiz 9 aylık. Geçen akşam babasıyla oğlumuzu banyo yaptırmaya karar verdik. Önceki günlerde bir gün babasının masasında oyun oynarken bardağa elini sokup oyun oynamak hoşuna gitmişti. Babası ilk önce bardağa su koyup onu oynatmaya, suya alıştırmaya çalıştı. Sonra adım adım ayaklarını küvete sokmaya başladı. İlk başta biraz şaşkınlık ve çekingenlik olsada küvetin içindeki oyuncaklar onun dikkatini çekti. Yavaş yavaş küvetin içindeki oyuncaklarla oynamaya başladı. Ben de yavaş yavaş köpüğüyle yıkamaya başladım vücudunu, saçını. Bizim yaramaz suyu çok sevmişti, eliyle suya vurup ses çıkarmak onu çok mutlu etti. Başından suyu dökünce bir an ağlamaklı olsa da suyla oynamak daha ağır bastı. Banyosu bitmişti ama yumurcak bu sefer de sudan çıkmak istemiyordu. Son suyunu döktükten sonra havlusuna sardık, masum bir şekilde bize bakıyordu. Sonunda banyo korkusu yeniden mutluluğa dönüştü.
Herhangi bir konuda bebeğin korkusunu yenmek için korkusunu sevdirmek ve ona korkusunu yavaş yavaş aşması için zaman tanımak gerek.
